büyük aşklar yolculuklarla başlar, ve serüvenciler düşer bu yollara ancak.. onlar ki…
büyük aşklar yolculuklarla başlar,
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak..
onlar ki dünyanın son umudu,
soyları tükenen birer çılgındırlar.
ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında,
ölümle alay ederler sanki..
nerde beklenirse ordaydılar,
bir kez bile gecikmediler ömür boyu.
neydi onları ordan oraya
savurup duran şey?
onları daima yalnız kılan
neydi bu yaşam denilen gürültüde?
her dilden bir adları vardı onların,
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar.
sarışındılar belki de esmer,
yani birçok yüzün bileşkesi..
ne altın arayıcısıydılar,
ne de aylak bir gezgin.
vurulup düşseler de her kuşatmada,
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler..
ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa,
bulurlar heder olmanın bir yolunu.
onlar ki bu dünyada
kahraman olmaya mahkumdurlar.
sislenen anılar kaldı bize onlardan,
renkleri bozulup duran solgun anılar..
nasıl yazmalı ki silinip gitmesin,
bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna..
bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan?
yoksa kendini tüketen hüzünler miydi,
vurulup düştükçe ışığını karartan..
o serüvenlerin günlüğü tutulmadı,
yazılmadı o insanların destan şiiri..
parça parça ettirilseler bir kartala
(ki sanırım böyle oldu sonları)
fışkırır yüreklerinden
başarısız ihtilallerin yangınları..
ahmet telli
susmak, ibadet sayılsın. her şeyin çarçabuk tüketilmediği avcı-toplaycı bir dünya arıyorum. ne kadar çok felsefe, işte o kadar çok nietzsche yani bi o kadar…
“yine de, zaman kedisi pençesi ensemde, üzünç kemiğimden çekerken beni kendi göğüne, bir kahkaha bölüyor dokusunu düşler marketinin, uyanıyorum küstah…
“bir gün doğumu, bir hiçlik böylece gün aydın oluyordu kendiliğinden, sonra öylesine berrak su ... bir ateş bilgeliği, ıhlamur havası, bir herşey, bir hiçlik…
“yüzüm hep suya bakar benim, suya dalar çıkar. bu göl; içinden bir ömrü geçirdiğim dünya bu durduğum, peşimsıra büyüsün diye rüya” neverland mesa rodenda
yoruldum çok kente ve sana durmaktan öfkem ne sana ne de başkasına üstelik geceden marilyn monroe ve senin gözyaşın geçti hadi barışalım. istersen kahve içip…
bir fotoğrafa bakıp “deniz” diyorum: ne kadar dingin, nasıl sonsuz, olduğu yerde. sevgilim beni bağışla, sana mektup yazamıyorum. yüzümün bir yarısı acı…
içimdeki taş yerinden kımıldadı. göğün altında, yerin telef edilmiş yüzünde bir papatyanın “olmaz” yaprağına düştüm. ben sustuysam söz de sussun. olmadı…
Anlık, Ekşi Sözlük’ün “anın fotoğrafı” başlığına eklenen fotoğrafları yeni, popüler ve rastgele akışlarda, Keşfet ızgarasında ve yazar galerilerinde gösterir. Fotoğraflar ve açıklamalar Ekşi Sözlük’ten gelir; tüm hakları sahiplerine aittir. Anlık bağımsız bir projedir, Ekşi Sözlük ile bağlantılı değildir.