bugün 'sabah yürüyüşünde kitap keşfi vol 2' yazmak için gelmiştim ama kitapçı sezonu…





bugün 'sabah yürüyüşünde kitap keşfi vol 2' yazmak için gelmiştim ama kitapçı sezonu kapamış. neyse ki yürüyüşün ve kitabın zihne ve bedene etkileri üzerine ekşi’ye bir şeyler yazmıştım -buradan kuşadası’na ressam bir yakınımı ziyarete gideceğim için ikisini bir arada bırakayım: (bkz: #152583384) sevdiklerimle çay-kahve eşliğinde sohbet etmek terapi gibi. daha ötesi kafaların her anlamda uyuştuğu, konuşurken rahat olduğun, yanında çekinmeden varoş da, entel de olabildiğin güvenilir dostluklar. etik ve estetik değerlerine, genel kültürüne ve dürüstlüğüne çok güvendiğim böyle bir arkadaşım var, uzun yıllardır konuşur, yazışırız. o sanat tarihiyle, ben edebiyatla haşır neşir oldum yıllardır. ben okumaya çok erken yaşlarda, önüme çıkan her kitaba hayvani bir açlıkla ve iştahla saldırarak başladım. sonraki yıllarda daha seçici olmaya ve nihayetinde kalifiye kalemlerin nitelikli kitaplarına odaklanmaya başladım. ömrüm yazmaktan çok okumakla geçti. bazı yazarlar da tersine okumaktan çok yazmakla başlıyor hayata. rimbaud kendinden önceki bütün şiir geleneğini yıkıp yazmayı bıraktığında 21; dostoyevski ilk kitabını çıkardığımda 24; nietzsche saygın bir üniversiteye filolog olarak atandığında 20’li yaşlarının başındaydı. yüzlerce örnek var bunun gibi. 27’ler kulübü falan da var daha. tersi durumlarda söz konusu tabii, şurada bazı örnekleri var: fikriyat bu konuda çok gelgitler yaşamıştım zamanında. yok erken kitap çıkaran daha zeki, geç çıkaran dünyayı algılamada problemli; sayfa sayısı çoksa yardırmış, azsa içten içe burun kıvırmalar falan. hele kitap sayısı fazlaysa düşüncede yazarın önünde el pençe divan durmalar bla bla… meğer hiçbiri övme veya yerme nedeni değilmiş. üzerinde durmayıp eldeki malzemeyle anda efektif olmak gerekmiş. yazı uğraşımda ve hayatta bundan zevk aldığımı fark edeli beri zihinsel ve fiziksel olarak harika hissetmeye başladım. okuduğum, izlediğim, dinlediğim hiçbir şey de boşuna değilmiş. örnek vermek gerekirse, arkadaşımla geçmiş senelerde yazışırken birbirinden alakasız iki sanatçının libidinal enerjilerine gelmişti konu. üzerinde biraz konuştuktan sonra, “x’cim benim enerji genelde gece iki-üç gibi şöyle olmaya başlıyor” diye örneklendiriyordum mesela: yakarız bu gezegeni https://m.youtube.com/watch?v=ad6Ga-gx-9w kifayetsiz muhteris veya benzeri sözlerle videoyu pekiştirmeme gerek kalmadan annda basıyordu kahkahayı. sabahları da yürüyüş ve kitaplarla şöyle oluyorum diyordum: my libido, yeah https://m.youtube.com/watch?v=hTWKbfoikeg zaten bedensel ve zihinsel aktivitenin enerjiyi fullediği bilinen bir şey, fakat beckett’in da dediği gibi bazen ‘ilerlemenin tek yolu durmak’ olabiliyor. (bkz: #151874733) yine çenem düştü, zaten işlerim de var. şunlar da köyden dönerken çektiklerim: manzarayı çekmek için izin istediğim uğur bey, “sıkıntı değil, beni de çekebilirsin” dedi. “ekşi sözlüğe koyabilir miyim,” dedim. bilmiyormuş, gösterdim: bira içtiğim, yemek yediğim, sıkışınca tuvaletine girdiğim yelken kulüp sezonu kapamış. buralarda çok içkili mekan olmadığından, “ee, nerede içececek bu insanlar!” diye atarlandım bir an. serseri:
white quill · · 1 beğeni · Ekşi Sözlük’te aç











