ören'e gelmeden önce istanbul'da halsizlik, ani sızmalar ve zaman mekan bilinci…



ören'e gelmeden önce istanbul'da halsizlik, ani sızmalar ve zaman mekan bilinci yitimleri nedeniyle birer ay arayla iki tahlil yaptırdım, ikisinde de turp gibi çıktım. hatta doktorum, “serdar bazı değerlerin yüksek bile, bunları düşürmelisin. kan değerlerinden başlayabilirsin, fazlası sinirli yapar,” deyip 6 ayda bir kan vermemi tavsiye etti. tavsiyelerini dikkate alacağımı söyleyip, “halsizlik ve ani sızmalarımın nedeni zihinsel yorgunluk olabilir mi?" diye sordum. yaşadığım hukuksal, yazınsal ve sosyal medya süreçlerimi bildiği için, “olabilir” deyip açıklama ve tavsiyelerde bulundu. söylediklerini uygulayacağımı söyleyip ayrıldım doktorumun yanından. hacimli kitaplar yerine ince ve efektif kitaplar okumaya başladım. sosyal medyayı olabildiğince azaltmaya çalıştım. kahveyi azaltıp sağlıklı yeme düzeni oluşturdum. kafayı resetlemek ve üzerinde çalıştığım kitabı bitirmek için yazlık planları yapmaya başladım. hiçbiri işe yaramadı çünkü yazlığa geleceğim gün yakınlarımla sabah beşte yola çıkmak için sözleşmemize rağmen kendiliğinden uyandığımda saat 05:45'ti. akşam sızmadan önce kafada saati üçe kurup beşe kadar hazırlanmak vardı. apar topar hazırlanıp çıkmıştım yola. rahatsızlıklarım az da olsa burada da devam edince kitap okumayı bıraktım, sosyal medyayı minimize ettim, kitabıma sadece iyi olduğum zamanlarda eğildim. bunların yerine çıktım dolaştım, içtim yedim, yeni insanlarla tanıştım. tanıştığım insanlardan biri köydeki küçük bir fırının sahibi, kendisi gibi mütevazi eşiyle birlikte işletiyor fırını. konuşurlarken yüzlerinden eksik olmayan içten gülümsemeleri, sadelikleri, organik tavır ve halleriyle sohbetleri çok keyifli. adam o kadar mütevazi ki işiyle ilgili bir anısını anlatırken sormasam söylemeyecekti 110 ülke gezdiğini ve 3 dil bildiğini. gazeteye de çıkmış, duvara asmış söyleşiyi. fırın anormal sıcak olunca meşhur simitlerinden ve ekmeklerinden alıp dışarı atmıştım kendimi. çıkarken mutlaka uğrayıp hakkında bir şeyler karalayacağımı söylemiştim. ne zaman istersen, başımın üstüne, demişti. bu süreçte biraz kendime gelince zihni yormayacak hafif bir şeyler okumak istedim. evde karaoğlan diye bir çizgi roman buldum. rastgele açtığım sayfalarda karşılaştığım isimler ve semboller zihnimi tolstoy'un savaş ve barış'ındaki bitmek bilmeyen balo sahnesinden daha çok yordu. birkaç örnek bırakıyorum :) bilmediğim isimler, dağlar, kuşlar, şıllıklar: tuhaf diyaloglar, haydutlar, bir yerlere salınan kuşlar: edep yahu!
white quill · · 0 beğeni · Ekşi Sözlük’te aç











